1 Mayıs 2013 Çarşamba

The Classic



Adı gibi klasik romantik bir film... 
Klasik ama nedense beni çok etkiledi. Abartılacak pek bir yanı yok filmin aslında. Çok sakin ve durağan geçiyor bu nedenle bazılarını bayabilir. Bense en çok o durağanlığı sevdim. Çünkü insanın ruhunu dinlendiriyor izlerken. Böyle ağır geçen bir filmi ikinci kez izlemek istemezdim yoksa. Bugünün tüm o yalan, yapmacık, vıcık vıcık aşklarından uzaklaştırdı beni. 
Filmin beni bu derece etkilemesinin bir sebebi de müzikleri. Müziklerine aşık oldum diyebilirim. İnsanın ruhunu dinlendiriyor adeta. Müzikleri dinlediğimde ki duygularımı anlatmak oldukça güç. Sanki böyle tanıdık bir his. Daha önce dinlemişim ya da ben de büyük etki bırakmış şarkılar gibiydi. Hani bazı müzikler vardır hayatınızın fon müziği olsun istersiniz ve arka planda sürekli tekrarlasın... İşte bu müzikler tam da benim hayatımın fon müziği olmasını istediğim müzikler... Biraz acıklı, romantik ve huzurlu... Söz olmasa bile ya da sözlerini anlamasam bile beni ağlatabilen güce sahip bu müzikler. 
Eğer siz de saf bir aşka tanık olmak, müzikleriyle de huzur bulmak istiyorsanız izleyin derim...


En sevdiklerim;



















26 Şubat 2013 Salı

Göbek adım: Üşengeç

En kötüsü de kulağınızda kulaklık sırt üstü tavanı izlerken hayatınızın anlamını düşünmek...
Genciz, her şey toz pembe. Müzik var, film var. Eğlence...Aşk...
Ama hep genç kalmayacağız işte...
Bunları düşündükçe ''Ne kattın kendine 21 senedir?'' diyorum...
''Şimdi her şey güzel ama ilerde ne yapacaksın?'' diyorum...
Geleceğe yatırımın ne? Üniversite mi?
Evet, güzel bir üniversitede okuyorum. Ama sadece okuyorum.
Kendime ne katıyorum? Ne öğreniyorum? Nasıl bir birikim yapıyorum?
Sorular...Sorular...
Diploma her şey demek değil...
''Kitap okumak lazım.'' diyor amcam.
''Eğer 10 sene önceye dönebilseydim bütün kitapları okurdum.'' diyor.
Ve bunu söyleyen, eline ne gelirse okuyabilen hatta ilk okuduğu kitap sürücü adayları için verilen çalışma kitabı olan bir adam...
O öyle diyorsa ben en yakın zamanda asmalıyım kendimi...
Bunları bilip hiçbir halt yapmamak da en kötüsü...
Giden yıllarımız geri gelmeyecek bunu biliyoruz ama biz o kadar üşeniyoruz ki......

Pollyanna


            Ben her zaman pozitif bir insan olmuşumdur. Az da olsa pollyannacılık yapabiliyorum ama gerçekçi tarafım buna fazla izin vermiyor. Aslında çoğu zaman mutlu biriyim. Küçük şeylerden mutlu olabiliyorum. Bunu söylemiş olmak için değil gerçekten içten söylüyorum. Elbette herkes kadar derdim var, unutulmayacak kötü anılarım var ama en iyi tarafım, eğlenirken, gülerken o anı asla zehir etmiyorum kendime. O dertleri, anıları hatırlasam da ''amaaan'' deyip eğlenceme devam edebiliyorum. Yoksa başka türlü nasıl çekilirdi hayat? 
Bazı insanlar var ki hayatı kendilerine zehir etmek için yemin etmişler adeta. Hiç anlayamıyorum hiçbir şeyden memnun olmayan, sürekli sorunlar yaratan insanları. Bu hayatı sadece kendilerine değil etraflarındaki onları seven insanlara da zehir ediyorlar. Ne gerek var? 
Bu yönden seviyorum kendimi. Çünkü mutlu olmak için mutlaka bir sebep bulabiliyorum. Bu demek değil ki her zaman mutluyum ve kusursuz bir hayatım var. Elbette ki benim de huysuz ve çekilmez olduğum, mutsuz olduğum , hayatı birilerine zehir ettiğim zamanlar var. Ne de olsa ben de bir insanım.
Uzun lafın kısası her şey insanın kendi elinde. Mutlu olmak istersen mutlaka bir sebep bulursun, mutsuz olmak istersen de mutlaka bir kusur... 

Hayal mi? Gerçek mi?

      
      İki ay boyunca tatil yaptım ama gel de dinlenebildin mi diye bir de bana sor. İki ay evde malak gibi yatınca dinlenmiş olmuyoruz.  Kendinden, düşüncelerinden, monotonluktan uzaklaşamıyorsun ki. Akşama kadar müzik dinleyip hayal kuruyoruz sonra da film izleyip hayallerimizi filmlerde yaşıyoruz. Hayallerimizi gerçekleştirmek ve kendimizi mutlu etmek için ne yapıyoruz? Hiçbir şey. Anca yatıp kıç büyütüyoruz. Babamın meşhur lafı ''Karpuz yata yata büyür.'' Giderek karpuzlaştığımı hissediyorum...
      Gerçekten dinlenebilmek için mesela uzaklaşmak isterdim bir süre buralardan. Belki bir deniz kenarına giderdim. Belki değil, kesin. Deniz olmazsa olmazım. Deniz demek huzur demek çünkü. Yurt dışına da hayır demezdim tabi... Biraz müzik dinlerdim, ne biliyim kitap okurdum birkaç tane. Bol bol yemek yerdim. Yeni yerler, yeni tadlar, yeni insanlar... Bunları gerçekleştirmek güzel olurdu tabi ama sadece istemekle yetiniyoruz malesef. Çünkü gerçek dünyada yaşıyoruz. Gerçek hayat hiç de filmlerdeki gibi değil. Çünkü bu anlattıklarımın filmlerden fırlamış bir hayal olduğunu biliyorum. E bu kadar film izlersem olacağı bu tabi... 
      Hayallerin en kötü yanı da bu işte. Gerçekleşemeyeceğini hepimiz biliyoruz. İmkansız değil tabi ama zor. Hele de benim anlattıklarım... Kısa bir süre mutlu oluyoruz sonra hemen gerçeklere dönüyoruz. İki dakika kafada bile mutlu olmamıza izin vermiyor bu gerçekler. Çok trajik... Hem hayallerimiz gerçekleşmiyor hem de hayal kurarken bunu biliyoruz. Rahat yok bize, huzur yok. Evet olaya çok karamsar yaklaştım belki ama ben umudumu hiç yitirmeyenlerdenim. Her ne kadar gerçekleşmeyecekse de hayal kurmaya devam ediyorum. Ne kaybederim? Elimde belki diyebileceğim %50lik bir şans var. Belki de tüm istediklerim gerçekleşir, kim bilir? Uzun lafın kısası ne olursa olsun umudunuzu yitirmeyin ve hayal kurmaya devam edin...